ANNESİNİN MAVİ GÖZLÜ PAŞASI . . .
Yazı Tarihi: 20 Şubat 2014 Perşembe

Annesinin mavi gözlü paşası…

Askerliğin meslekten öte bir yaşam biçimi olduğu, bu yaşam biçiminin ise çok zor ve fedakârlık isteyen, haksızlıklar karşısında yutkunmaktan başka çaresi bulunmayan, özgürlüklerini ekmekleri için askıya alan ve mutlak itaatle geçen bir ömür olduğunu bilmeyen yoktur.

Düşünün ki, Koskoca bir milletin kadirşinas evlatlarının oluşturduğu ve her seferinde varlığıyla övündüğümüz ülke ordusunun gerek teknik gerekse yönetiminin çok önemli bölümünü oluşturan, başarıları kıskanılan, başarı yakıştırılmayan isimsiz kahramanları Astsubaylar.

Bu zümreyi temsil eden insanların en büyük sıkıntısı, çok sorumlu olmalarına karşın, hiç yetkilerinin olmayışı, ülke kaynaklarının dağıtımında kendilerinin düşünülmemesi, amir ve üstleri ile aynı statüyü paylaşan kanun ve sağlık personelince disiplini tesis etme amacıyla ayrıma maruz kalmaları, kendilerine aile fertlerine saygı gösterilmediği gibi, itilip kakılmaları.

Annesinin mavi gözlü paşası 02 Eylül 1963 yılında Samsun’da dünyaya gelmiş, mesleğe atılabilmesi için İzmir Narlıdere’deki İstihkâm Astsubay Sınıf Okulu'nda buldu kendisini. Okul sonrası sırasıyla Afyon, Adapazarı derken şark görevi için Kars 14’üncü Mekanize Tugay Komutanlığı İstihkâm Savaş Taburu İstihkâm Teknisyen Astsubay olarak görev yaparken şark görevinin son günlerine de yaklaşmıştı mayıs ayı itibari ile de tayinleri açıklanacak beklide doğduğu topraklarda görev yapması nasip olacaktı. Bu koşuşturma içerisinde evlenmiş, yedi yaşında bir kız çocuğu babası olmuştu. Astsubay olduğu için kontenjan nedeniyle askeri lojmanlarda oturamamış, Kars merkezde kiralamış olduğu sobalı bir evde oturuyordu. Kimseyle bir sorunu, bir düşmanlığı yoktu. Kars’ta da bir yakını olmamasına rağmen mecburi şark görevini ifa etmek için bu ilde bulunuyordu. Gel ki askerler için Ay-yıldızlı Bayrağın dalgalandığı her vatan toprağı onlar için yuva. Her köşesinde seve seve görev yapabilme kabiliyet ve bilincindeydiler. Doğduğu topraklardan doymak için ayrılan herkes gibi onun da memleketi burnunda tütüyor, hep özlemle anıyordu. 17 yaşında ayrıldığı memleketi Samsun’a 29 yaşında mayısta Kara Kuvvet Komutanlığınca açıklanacak personel atamaları ile dönmeyi planlıyor ve bunun hayalini kuruyordu. Çevresine karşı hep sevecen ve saygılıydı, kimseyle bir sorunu yoktu. Kars’taki komşularının Kürt, Türk, Alevi, Sünni olması onun gözünde ve gönlünde farklılık yaratmadığı gibi bölgede meydana gelen olaylarda halkına karşı olan sevgi ve saygısından hiçbir şey eksilmemiş, bir ayrıma neden olmamıştı.

1992 Yılının Nisan ayı, doğuya ilkbahar gelmiş karlar yavaş yavaş erimeye, bölgedeki doğa koşullarının sertliği ve acımasızlığı yok olmaya, tabiat kıpırdamaya, Iğdır Ovası’nda çoktan erik ağaçları çiçek açmaya başlamıştı bile. Takvim Nisan ayının 18’ini gösteriyor, saatler ise 16:30 sularını işaret ederken, Ağrı ili Doğubayazıt ilçesi yönünden Iğdır istikametinden Kars’a, evlerine dönmekte olan dört ana kuzusu, kendileri gibi düşünmeyen ve kendilerinden olmayan herkesin ölmesi için elinden geleni esirgemeyen canavarlar, insanlıktan hiç nasiplenmemiş, vicdansız, gözlerini kan bürümüş, acımasız kahpelerce hazırlanmış tuzaktan habersiz yolda seyrederken, Pamuk Geçidine gelindiğinde yola döşenen taşları gören ve bir anlam veremeyen garipler yavaşladılar. Astsubaylar İlhan Hamlı, Erkan Iğdır, Mustafa Karaçimen ve Naci Yıldırım’ın üzerlerine alev oldular, ateş oldular, ölüm oldular, yağmaya başladılar. Garipler, o cehennemden kurtulmak için hızını artırmış ve yola dizili engelleri can havliyle aşmaya çalışırken, kudurmuşlar sebepsiz kinleri kan kusuyor, el bombaları ile son darbeyi vuruyorlardı. Otomobilin gövdesini delip geçen kurşun ve şarapnel parçaları son noktayı koymuş, aracı yoldan çıkarıp adeta Ağrı dağına tırmanmıştı. Aslında bu olay insanlık tarihine bir kardeş katliamını da not düşüyordu. Dağın yamacına çarparak duran otomobil içersinde sivil ve silahsız dört genç astsubay ağır yaralanmışlardı. Karşılık verecek ne imkânı ne de halleri kalmıştı. Canavar ruhlu terör örgütü mensupları, ilk iş olarak delik deşik ettikleri özel otomobilin içerisindeki ağır yaralı astsubayları çıkarmış yoldan 50 metre uzağa sürüye sürüye götürüp, ağır yaralı olmalarına aldırmaksızın uzun menzilli silahlarını yakın mesafeden kafalarına defalarca ateşleyerek dört astsubayın yaşamlarına son noktayı koymuşlardı. O kadar kalleş ve hainlerdi ki yaşamları boyunca bir kere bile yüz yüze gelmedikleri halde, bir kere bile bir zarar görmedikleri dört insanı güpe gündüz ortalık yerde herkesin gözü önünde gizlisi saklısı olmadan gözlerini kırpmadan katletmiş, bir anda sır olmuştu.

Bu olayla dört ailenin ocağına büyük bir ateş düşmüştü. O ateşin yakıp kavurduğu baba evleri bildik görüntülere sahne olmuştu. Katledilen dört vatan evladı astsubaylardan yalnızca biri, 29 yaşındaki İlhan Astsubay evli ve bir kız çocuğu babasıydı. İlhan Astsubay 1.65 boyunda, 60 kilo ağırlığında, beyaz tenli, koyu kestane saclı, gri mavi gözlü, yakışıklı, mülayim, efendi bir insandı. Annesinin mavi gözlü paşasının acı haberi ev halkına verildiği sıralarda şehitlikle taçlanmış naaşı, Iğdır Devlet Hastanesi'nin soğuk morguna çoktan konulmuştu. O gece şahadet şerbetini içen vatan evlatları morgda istirahata çekilmişken aileler figan feryatlarla yollara çıkmıştı. Yol güzergâhı uzun ve karanlık bir türlü bitmiyor bindikleri minibüs adeta geri geri gidiyordu. Zor da olsa ertesi gün yani Pazar günü Kars’a ulaşmışlardı o sırada da vatan evlatlarının kanları ile ıslattıkları toprakları terk ederek Kars Devlet Hastanesi'ne ulaştığında ise arkadaşları, sevdikleri, aynı havayı teneffüs eden, aynı şeylere sevinen, aynı şeylere üzülen topluluğun öfkesi hastane bahçesine sığmamış gözyaşları sel olmuştu. Şehitlerin naaşlarını gören ailelerin umutları sönmüş, kolları kanatları kırılmıştı. Sevdiklerinin yaktıkları ağıtlar feryatlar evlatlarının acılarını kabullenmekten başka çareleri kalmadığının bir göstergesi idi. Arkadaşları meslektaşları Kars caddelerini trafiğe kapatmış bir insan seli gibi attıkları sloganlar esnafın camlarını sallıyordu. Astsubay orduevinin önüne gelindiğinde İstiklal Marşı ve bir dakikalık saygı duruşu ardından dağılmaktan başka çareleri kalmamıştı. 20 Nisan’ da bayrağa sarılı dört tabut önce Kars Havaalanı’na oradan da askeri kargo uçağı ile doğdukları topraklara kanat çırpmaya başladılar. Samsun eski Havaalanı'na iniş yapan uçaktan İlhan Hamlı naaşı samsun’a Naci Yıldırım naaşı karayolu ile ambulansla Baba ocağı Niksar’a, Mustafa Karaçimen ve Erkan Iğdır’ın naaşları ise tekrar havalanan uçakla Ankara’ya götürüldü.

Astsubaylardan annesinin mavi gözlü paşası Samsun’da, Naci Yıldırım’ın cenazesi ise Niksar’da Mustafa Karaçimen ve Erkan Iğdır’ın cenazesi ise iki arkadaş yan yana Ankara’da toprağa verildi. Bu topraklarda yıllarca oynanan oyunlar neticesinde meydana gelen binlerce vahşet içerisinde yalnızca biri olarak yer alan bu olay karşısında bizler ne söylersek söyleyelim ne yazarsak yazalım evlerine kor düşmüş insanların düşüncelerini yaşadıklarını dile getiremeyiz ancak bu topraklar için toprağa düşmüş askerlerimizin arkasından birer Fatiha okuyarak yaratandan böyle vahşetlerin yaşanmaması için duadan başka çaremiz yok galiba. Ruhlarınız şad olsun.

Sivil ve silahsız dört astsubayın sırf asker diye Doğubayazıt - Iğdır Devlet Karayolu üzerindeki Pamuk Geçidi mevkiinde şehit edilmesi ve bedenleri üzerinden Türk Milletine yapılan hakaret unutulmamalı ve unutturmamalıdır.

Halis ÇALIŞKAN
  
3289 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
SAAT
TAKVİM
DÖVİZ BİLGİLERİ
AlışSatış
Dolar13.490513.5446
Euro15.231815.2929
HAVA DURUMU