1915'İ Mİ ANMAK İSTİYORSUNUZ? ALIN SİZE 1915 (2.BÖLÜM)...
1915'İ Mİ ANMAK İSTİYORSUNUZ? ALIN SİZE 1915 (2.BÖLÜM)...

"RUHUM KIYAMA KALKTI" adlı son çalışmamdan bir başka bölüm...

Not: Yazıya ait resimler Devlet arşivindendir.

Mart 1915

“Bir gün çıkageldiler. Başlarında Antranik adında insan zuhurunda bir şeytan! Köydeki birkaç molladan biri olduğumdan misafirim bol olur, dini sohbetlere ya da kimi vakit akıl danışmaya gelirlerdi. Kapımı tekmeleyip içeri girdikleri vakit köyün gençlerinden Reso’nun oğlu Üsve, Abdi’nin oğlu Hacı İbrahim ve Reso ile böylece hasbihal etmekte idik. Kalpleri gibi kara esvaplarıyla dikiliverdiler karşımıza. Altı yedi kişilerdi. Daha ne olduğunu anlayamadan tüfeklerin dipçikleriyle yüzümüze, kafamıza nereye denk gelirse vurmaya başladılar. Ne bir konuşma, ne bir kelam… Hacı İbrahim dipçiklerden fırsat bulup okkalı bir yumruk salladı ya bunlardan birine, sendeleyen kafir tereddütsüz bastı tüfeğin tetiğine. Tam başından vurdular ki odanın duvarları, yüzümüz gözümüz İbrahim’in pıhtı pıhtı kanına bulandı. O vakit yanındakiler “Ne edersin Artin deyyusu. Antranik kumandan, mecbur kalmadıkça mermi atmak yok demedi mi?” diye çıkıştılar İbrahim’e kıyan o kafire. Yanı başında gardaşını öyle görünce Reso ne edeceğini bilemedi. Artin denen keferenin üzerine atıldı ya atılmasıyla sırtına süngüyü saplamaları bir oldu. Öylece yere yığıldı, gardaşının üzerine. Gözleri faltaşı gibi açıldı. Hayattaydı, zoraki nefes alıyordu. Azılı eşkıya, Reso’nun yaşadığını fırsat bilip, kuşağından çıkardığı hançeri kasığından bir taktı, ta adem elmasına kadar kanırta kanırta çekti. Reso bir vakit daha inledi ya sonra oracıkta ruhunu teslim etmişti gayrı. Üsve, körpecik yiğit ne edeceğini, ne diyeceğini bilemedi. 

“Molla hanesidir burası, yapmayın, etmeyin!” 

Üsve öyle deyince bana döndü başlarındaki eşkıya. Süngüsüyle bağrımı dürtükledi. 

“Sen misin molla?”

O vakit “Acep mollayım deyi, dokunmayacaklar mı?” diye aklımdan geçti. “Benim.” dedim. Rahmetsiz suratıyla pis pis sırıttı. 

“Hah! Bize de senin gibi hizmetkâr gerek.”

Yanındakilere “Bunu ayırın.” diye seslendi. Biri benim elimi urganla bağlarken diğerleri rahlenin üzerinde duran Kelamullah’ı parça parça edip yerlere savuruyor ve küfürlerle yerdeki sahifeleri çiğniyordu. Gözümden tırnağıma inen çaresiz yaşlarla yalvarıyorsam da nafile. En son Üsve’yi aldılar aralarına. Canını alacaklardı almasına da hemen oracıkta öldürüvermek yerine kollarıyla sakındığı kafasını dipçiklerle ezerek, nasıl bir hayvani hazla öldürdüler garibanı bir bilsen. İşleri bittiğinde Üsve’yi tanımak mümkün değildi. Kafasında dipçik darbesiyle şişmemiş tek yer yoktu. Yumruk gibi olmuş gözleri ve davul gibi şiş dudaklarıyla hala hırıltılı nefes almaktaydı. En son başlarında Arşavir dedikleri eşkıya gırtlağına süngüsünü saplayıverdi. 

Köyün geri kalanında olanlar da hanemde olanlardan farklı değildi. O vakte kadar da zulüm vardı ama o güne kadar öylesini ne gördüm ne de duydum. Kadınları, kızları üstleri başları yırtılmış vaziyette anadan üryan saçlarından, er kişileri dayaktan ve işkenceden bitap vaziyette kollarından sürükleyerek köy meydanına topluyorlar, karşı çıkanları türlü işkence ve zulümle öldürüyorlardı. 

Süngüyle ölerek çok acı çekmeyenler, talihli olanlardı. Çünkü Canko Aga’nın iki oğlu Kulu ile Musa’yı, Molla Hamit’in oğulları Emin ile Abdullah’ı bir de Hacı Aga’nın oğlu İbrahim’i zulme direndiler diye meydanın ortasında, belden aşağılarını soyduktan sonra iki büklüm bağlayıp makatlarından defalarca süngüleyerek öldürdüler. Yine benim gibi bir molla olan Süleyman’ı kendilerine beddua edip yüzlerine tükürdü diye evinin tandırında yakarak öldürdüler. Öyle ki feryadı hala kulaklarımda Nebi gardaş. Ökci derler bir köylünün oğlu Üso’nun gözlerini süngü ile çıkarıp bir vakit o halde gezdirdikten sonra etleri lime lime olana dek süngülediler garibanı.

Kızlara, kadınlara evlerin avlularında, köşe başlarında ayan beyan tecavüz edip, heveslerini alınca süngülüyorlar, çoğunu öldürmeden önce memelerini kesip, avret yerlerini parçalıyorlardı. Yanan tandırlardan, pişen insan etlerinin kokuları sarmıştı köyün her yanını. Kendimden geçmiş, ademoğlunun ademoğluna yapamayacağı kefereliklere şahitlik etmekteydim. Hanemde katledilen İbrahim’in evine gelmişti sıra. Hanımı Sülni karnı burnunda gebeydi ki belki birkaç günü vardı doğuma. Kadıncağızı saklandığı tandırla yakalamışlar, üstünü başını parçalamaktaydılar. Beni tutan eşkiyalar bunların üzerine vardı. Tandırı yakmışlar, nasıl yapsak deyi aralarında kahkalarla atışmaktaydılar. İçlerinden biri atıldı.

“Durun hele. Ben bilirim nasıl olacağını. Vaktiyle çok eşek kunlattım.”

Dördü yere yatırdıkları kadıncağızın ellerinden ayaklarından sıkı sıkı tutarken öne çıkan kanı bozuk, hançerini Sülni’nin kasığından bir taktı, ta ki göbeğinin üstüne kadar. Kafamı öte çevirdim. Artık görmek, bu tarifi mümkün olmayan, hayvanların bile birbirlerine edemeyecekleri zulümlere şahitlik etmek istemiyordum. Urganımı tutan kanı bozuk kafamı zorla Sülni bacının yattığı yere çevirip, iki parmağıyla göz kapaklarımı yukarı çekti. Ara ara kulağıma bir tokat patlatıyor “Bak molla bak. Bak ta tanı bizleri.” diye kahkaha atıyordu.

Tanımıştım. Bunlar yaradılmış mâhlukatların en canisi, en vicdansız ve insafsızlarıydı. Yaptıklarına şahitlik edenin, bir sokak iti olaydım diye hayıflanıp onlarla aynı zahiri şekli paylaşmaktan dahi tiksineceği yaratıklardı.

Sülni’nin rahmini açtıktan sonra karnındaki günahsızı çıkarıp, hançerle göbek bağını kestiler. Sabi ağlamaya başlamıştı ki kucaktan kucağa dolaştıktan sonra ocağa en yakın olanı bebeyi süngüsünün ucuna takıverip, ateşin içine attı. Olanları çaresiz takip eden Sülni o vakitten sonra aklını yitirmişti. Çığlıkları, eşkiyaların kahkahalarıyla karışıp kulaklarımı parçalıyor, artık “Allah rızası için beni de öldürün.” diye yalvarıyordum. Ama öldürmediler Nebi gardaş. Türlü eziyet ve zulme reva gördüler ama öldürmediler. 

Ya Râb, nasıl bir acı, nasıl bir zulüm! Diller telafuz etmekte, gözler gördüklerini idrak etmekte kifayetsiz kalır. 

Zulme doyduklarında hava kararmış, sokaklar süngülerin altında can veren İslam halkıyla dolmuştu. Geceyi köyde geçirdiler. Artık ağlamaktan ve çığlık atmaktan solukları kesilen, inlemekten dermanları tükenen, gece boyunca tecavüze uğrayan birkaç körpe kızdı geriye bıraktıkları. Kimi daha çocuk olan zavallı körpecikler… Mahmudî’nin Mirheko köyünden geriye yalnızca onlar kalmışlardı.

Ertesi gün başka köylerde; Astoci , Kavlik , Heretil , Yamanyurt ve Belecek ’te katliamlarına, mezalime ara vermeden devam ettiler. Her gittikleri yerde aynı zulüm ve işkence iğne ucu kadar azalmadan aynı gaddarlıkla devam etti. Hele Kavlik köyünde Hacı Molla Sait diye yaşlı bir adamcağızın kızının ırzına gözleri önüne defalarca geçtikten sonra, kızcağızı babasına boğazlatmak için ihtiyara etmediklerini bırakmadılar. Adam kızını boğmayı her reddedişinde bir yerini kestiler. Ayak parmaklarından erlik uzvuna her yerini… Adamcağız can verdiğinde gövdesinin üzerinde başından gayrı parça kalmamış idi.

Bu anlattıklarım 1333 yılı Rebiülahir ayının ortalarıydı. Neredeyse bir yıl oldu üzerinden geçeli. O vakitten bu yana kaç mazlumun böyle hunharca canını aldılar, kaçının ırzını kirlettiler… Ben ise o bir yılda neler çektim, neler yaşadım bir bilsen gardaşım. Binlerce kez ölmek için dualar ettim ya nafile. Bir molla olmayaydım çoktan canıma kıymış idim. Onlar da bunu bildiklerinden benim gibileri seçerlerdi zahir. Köyleri kırmadıkları vakitler, ben ve benim gibi hizmetkâr tuttukları garibanlara zulmederlerdi. Düşün ki boynuma urgan geçirip, sırtıma binip kırbaçlayarak alaya aldıkları en hafifi, en masumanesi… Ötesine dilim varmıyor.”

Daha ötesini ben de düşünmek istemiyordum. Ama bizlerin zihinlerine dahi kabul ettiremedikleri zulümleri, gaddarlıkları, bu insan demeye bin şahit varlıklar kendilerine pekala yakıştırabiliyorlardı. 

Dipnot:
Van Özalp ve Saray ilçesi ve köylerinde yaşananlar Mahmudî Kaymakamı Kemal Bey tarafından 15 Mart 1915 tarihinde rapor haline getirilmiş olup, hala Devlet Arşivinde muhafaza edilmektedir. (BDH Koleksiyonu, 520 nu.lı klasör, 2024 nu.lı dosya, Fihrist Nu:11 (1-3))


Emrullah ÖZDEMİR 
  
2139 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
SAAT
TAKVİM
DÖVİZ BİLGİLERİ
AlışSatış
Dolar13.490513.5446
Euro15.231815.2929
HAVA DURUMU